22 Aralık 2012 Cumartesi

Taşkent, Buhara, Semerkand ve Khiva

Bugün bu coğrafyada Türklerin, kimilerine göre Ötüken'den Maverünnehir'e kimilerine göre Ergenekon'dan Anadolu'ya geldiklerine delalet edilen bölgeden, yani Özbekistan’dan İPEK YOLU izlenimlerime başlayacağım.
Özbekler 1993’te Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığına kavuşmuş. O günden beri başlarında İslam Kerimov var. Dile kolay, 20 senedir başta. Azerbeycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdi Muhammedov gibi Kerimov’da yörenin, ülkesi ile adı özdeşleşen liderlerinden. Bir kez başa gelmeye görsünler, koltuğu bırakmaları mümkün değil. Ölseler de oğullarına geçiyor payitaht. 

Peki,  buralarda demokrasi var mı? Adı var.
Buralarda seçim var mı? Var, göstermelik.
Muhalefet var mı? Var, fasulyeden.
Bağımsızlıklarından sonra hem biz Türkler hem de Özbek ve diğer Türk Cumhuriyetleri karşılıklı büyük fırsatlar tepmişiz. Bugün bunu çok daha iyi anlıyoruz. Adamlar bağımsızlıklarına kavuşunca bizleri yani Türkiye’yi ve Türkleri bir ağabey gibi görmüşler. Bizden ne para istemişler ne de pul. Sadece onlara yol göstermemizi, ağabeylik yapmamızı istemişler. Karşılığında ise bize ticaret kapılarını sonuna kadar açmışlar. İş vermişler, arsa vermişler, ihale vermişler. Ama biz ne yapmışız? Önce tarikatları salmışız başlarına. Onlar da birbirleri ile sertlik ve muhafazakarlık yarışına girmişler. Çocuklara, annelerinin, kız kardeşlerinin başlarını örtmeleri, babalarına içki içmemeleri, namaz kılmaları için baskı yaptırmışlar. 5 vakit namaz kılmayanın yolu cehennem yoludur gibi telkinlerle çocukların aileleri ile aralarını açmışlar. Bu duruma tepki duymuş aileler ve yetkililer. Çekmişler çocukları tarikatlardan. Liderlerini de Türkiye’ye geri yollamışlar.
Bazı Türk siyasiler ise, Özbekistan siyasetine parmak, hatta çomak sokmaya kalkışmış. Kendine daha yakın kişileri seçtirmek için halen Türkiye’de geçerli olan "ali-cengiz" oyunlarını buralarda da uygulamaya kalkmışlar. Yine bazı işadamı kılıklı kötü niyetli tüccarlarımız daha ilk batında tokadı basmış ve saf Özbek halkını dolandırmış. Çürük, kalitesiz, günü, modası geçmiş malları buralara doldurmuş, hatta devletten ihale için milyonlarca dolar ödenek alıp yolu, barajı, inşaatı yarıda bırakıp kaçanlar olmuş. Tabi, elalemin karısına, kızına sarkanlar da burada şehir efsanesi haline gelmişler. Bu nedenlerle buralarda Türk dendi mi herkes bir adım geri atar olmuş.  
Kanımca, bizlerin buralarda ki soydaşlarımıza öncelikle “Türk oldukları için" yaklaşım göstermemiz gerekirdi. On binlerce yıldan beri bizimle akraba olan bu güzel halka, daha bir kaç yüz yıl evvel kabul edilen dini refere ederek; önce Müslüman sonra Türk’üz denirse adamlar da elbet “hop dur bakalım” derler. "Biz, önce Türk'üz". Binlerce senelik geleneklerini küt diye yıkmaya çalışıp, halen bizde bile kabul görmeyen örfleri dayatırsan olacağı budur. Kapının önüne koyalar adamı.
Siyaseti burada bırakalım, haddimizi aşmadan işimize bakalım;
Özbekistan’da Taşkent, Buhara, Semerkand, Şehr-i Sabz ve Khiva şehirlerini gezdik. Bu şehirlerin ve ören yerlerinin detaylarını her yerden bulabiliriz. Ancak Özbekistan’da gözüme çarpan bazı hususlar var. Bunları paylaşmak istiyorum.
•    Turistle yeni tanışan bu ülke, anlaşılamayan bir zihniyetle, "Yabancılar fakirliğimizi görmesin" diyerek şehirlerinde ki fakir mahallelere boyu 3, 4 metreyi bulan duvarlar çekmiş.
•    Ülkede, paradan birkaç sıfır atmaya ihtiyaç var. 100 dolar bozduruyorsunuz, verilen paraları orta boy bir çuvala koymak zorunda kalıyorsunuz. Gazoz içseniz, elinizi torbaya sokup bir avuç para vermek zorunda kalıyorsunuz.
•    Mezar taşlarının hepsi resimli. Bu, Ruslardan kalma bir adet.
•    Bizim Nasrettin Hoca’nın kökeni burası olduğunu iddia ediyorlar. Ancak Hoca’nın buralarda eşeğe ters bindiği falan yok. Bize gelince tersi dönmüş. Şaşırmadım. Aslında Özbeklerin, Hocanın Anadolu’ya geldiğinden haberleri dahi yok. Acaba bir “apartma” durumları mı var? Varsa kim kimden apartmış, bir bilene danışmak lazım. Çünkü fıkraları da birbirinin benzeri.
•    Kerem ile Aslı da bizim diyorlar. Yalansa günahları boynuna.
•    Ünlü Türk matematikçimiz Ali Kuşcu Semerkant’da Türk Matematikçi ve gökbilimci Uluğ Bey’in yanında yetişmiş.
•    Özbek’lerin övündükleri tüm tarih Timurlenk dönemine ait. Biz ise Timurlenk’in Ankara savaşında (1402) Yıldırım Beyazıt’ı esir almasını bir türlü hazmedemeyiz.
•    Algoritma sözcüğü de Özbek bilgin Al-Harazm’den geliyor. Sıfırı da o bulmuş.
•    Ünlü Türk filozofu İbn-i Sina da buradan (Khiva’dan) çıkmış. En güzel Türkçe de Khiva’da konuşuluyor.
•    Kocaların kadına verdiği değeri ona yaptırdığı "altın diş" sayısı ile ölçülüyor. Erkekler de seviyor altın diş'i.
•    Bugünlerde Özbekistan’da iş yapan yabancıların tek derdi para kazanmak değil, kazandıkları parayı döviz cinsinden yurtdışına çıkarabilmek. Bu nedenle birçok yabancı kuruluş, şirket ülkeyi terk etmiş.
•    Tuvalet, Hijyen v.s. arayan buralarda zorlanır. İpek yolu deyip 8-10.000 TL veren tüm müşterilerimiz dağa taşa ......  . Otobüsün sağ tarafı kadınlara sol tarafı erkelere mahsus açıkhava Taharathanesi (Özbekçesi böyle). Zamanla alışıyor insan. Hatta meşgulken muhabbet bile ediyorsunuz. Yapacak bişi yok

0 yorum:

Yorum Gönder